SÖZLEŞMENİN YORUMLANMASINDA HAKİM OLAN İLKELER

GİRİŞ

Sözleşmenin yorumlanması, sözleşmenin içeriğinin, sözleşmenin açık olmayan ve tereddüt uyandıran bir hükmünün anlamının, o sözleşmenin taraflarının birbiriyle örtüşen gerçek veya bunu belirlemek mümkün olamıyorsa farazi ortak iradelerine uygun olarak dürüstlük kuralı (TMK mad. 2/1) çerçevesinde belirlenmesidir. Taraflar arasında sözleşmenin içeriği konusunda görüş ayrılığı çıkması durumunda, sözleşmenin taraflarca kararlaştırılmış içeriğini belirlemesi gereken hâkim, avukat gibi hukuk uygulayıcılarının yorum yoluyla bu tespiti yaparken, asli ve yardımcı yorum araçları ile kanun ve sözleşmede taraflarca kararlaştırılmış olan veya öğreti ve uygulamada kabul edilen yorum ilkelerinden yararlanması gerekmektedir. Bu çalışmada, hukuk uygulayıcısının sözleşmenin yorumlanması sırasında kullanabileceği kanun ve sözleşmede taraflarca kararlaştırılmış olan veya öğreti ve uygulamada kabul edilen hâkim yorum ilkeleri incelenecektir.

SÖZLEŞMENİN YORUMU KAVRAMI

Yorum kavramı, sözlükte “bir yazının veya bir sözün, anlaşılması güç yönlerini açıklayarak aydınlığa kavuşturma, tefsir” şeklinde, hukuk öğretisinde ise, yasa koyucu tarafından düzenlenen hukuk kurallarının ve toplumsal hayattaki gerçek ve tüzel kişilerin hukuki bir sonuç içeren irade açıklamalarının açıklığa kavuşturulmasıdır. Bir sözleşmenin kurulduğunu kabul edebilmek için TBK mad. 1/1 hükmü uyarınca, birbirine uygun irade beyanlarının bulunması gerekmektedir. Bazı durumlarda, tarafların irade beyanlarının birbirine uygun olup olmadığının tespiti ve sözleşme şartlarının belirlenmesi için sözleşmenin yorumlanmasına ihtiyaç duyulabilir. Sözleşmenin yorumu sırasında öncelikli olarak TBK m. 19/1 hükmü uyarınca sözleşme taraflarının gerçek ve ortak iradesi tespit edilmeye çalışılır. Buna göre sözleşmeyi yorumlayacak olan uygulayıcı, öncelikle tarafların irade açıklamalarını yorumlayarak tarafların gerçek iradelerini saptamalıdır. Ancak, bazı durumlarda sözleşme taraflarının gerçek ve ortak iradeleri tespit edilemeyebilecektir. Bu durumda ise ikincil olarak tarafların irade açıklamaları yorumlanarak farazi sözleşme iradesi tespit edilmeye çalışılacaktır. İşte bu noktada, hukuk uygulayıcısı sözleşmenin yorumlanması sürecini yönetirken bazı ilkeler benimsemesi gerekmektedir. Kanun, öğreti ve uygulama tarafından geliştirilen bu ilkeler sayesinde daha sistematik, hızlı ve doğru bir yorum faaliyeti tamamlanabilecektir.

SÖZLEŞMENİN YORUMLANMASINDA HAKİM OLAN BAZI YORUM İLKELERİ

Hukuk uygulayıcısının, sözleşmeleri isabetli bir biçimde yorumlayabilmesi bazı yorum ilkelerinden yararlanması kaçınılmazdır. Sözleşmenin yorumlanmasında hâkim olan yorum ilkeleri kanun, öğreti, uygulama ve hatta yoruma muhtaç sözleşmenin taraflarınca dahi kararlaştırılmış olabilir. Hukuk uygulayıcısı, bu ilkelerden yola çıkıp meslek hayatının içinde edindiği bilgi ve tecrübelerin de vasıtasıyla yorum faaliyetleri sürecini yürütüp tarafların gerçek iradelerine ulaşmaya çalışacaktır. Bu noktada, sözleşmenin yorumlanmasında hâkim olan bazı yorum ilkelerine değinmek gerekmektedir.

  1. Sözleşme, kurulduğu andaki duruma göre (ex tunc) yorumlanmalı, yani tarafların o andaki iradelerinin ne olduğu araştırılmalıdır. Sözleşmeden sonraki davranışlar, ancak, geçmişte sözleşme meydana gelirken taraf iradelerinin ne olduğu hususunda aydınlatıcı rol oynadıkları ölçüde değer taşır. Diğer bir deyişle, hukuk uygulayıcısı, sözleşmeyi kurulduğu zamana göre yorumlamalı, adeta sözleşmenin kuruluş zamanına zihninde yolculuk yaparak tarafların o zaman içinde bulundukları menfaat durumlarını ve sözleşme taraflarınca bilinen veya bilinebilecek hal ve şartları dikkate almalıdır. Bu ilke ile hukuk uygulayıcısı, sözleşmedeki taraf iradelerini etkileyen olay ve olguları tarihi temellerinden ayırmadan yorumlaması gerekmektedir.
  2. Sözleşme, dürüstlük kuralının (TMK mad. 2/1) ve güven ilkesinin ışığında yorumlanmalıdır. Güven ilkesi, sözleşmenin her iki tarafının da menfaatlerini koruyabilecek mahiyete sahip bir ilkedir. Bu ilkeye göre, irade beyanının muhatabının, irade beyanı ile ilgili tüm durumlara nasıl anlam vermiş olabileceği tespit edilmelidir. Bu ilke sayesinde, yorum yapılırken bir irade beyanına verilecek olan anlamda, beyanın sahibine göre değil de beyanın muhatabının dürüstlük kuralı gereğince bu beyana verebileceği anlam esas alınmaktadır ve sözleşme ona göre yorumlanmaktadır.
  3. Sözleşme, kanuna uygun olarak yorumlanmalıdır. İsviçre öğretisine göre, kanuna uygun yorum ilkesi, aşağıda belirtilen üç anlamı ifade eder: a) Kanunun tamamlayıcı hükümlerinden ayrılan anlaşmalar dar yorumlanmalıdır. b) Tereddüt halinde, kanunun tamamlayıcı hükümlerine uyan yorum tarzı üstün tutulmalıdır. Zira, tamamlayıcı hükümlerden farklı bir düzenleme getirilmek istendiği vakit, bunun yeterince açık bir biçimde ifade edilmesi gerekmektedir. c) Taraflar bir kanun hükmünü alıp onu sözleşme içeriği haline getirmişse, yani sözleşmelerinde kanun hükmünü tekrarlamışlarsa, bu hükmü bir sözleşme hükmü olarak değil, kanundaki anlamına göre yorumlamalıdır.
  4. Şüphe ve tereddüt halinde, borçlunun yararına olan anlama üstünlük tanınmalıdır (‘’In dubio mitius’’, ‘’favor debitoris’’). Bu ilke ile, sözleşmenin yorumunda belirsizlik veya şüphe halinde, sözleşme hükümlerinin borçlu yani yükümlülük altına gire tarafın lehine yorumlanması gerekir.3 Nitekim, Yargıtay tarafından da bu ilkenin kabul edildiğini tespit edebiliyoruz.
  5. Sözleşmeyi veya bir sözleşme hükmünü geçerli olarak ayakta tutacak (‘’favor negotii’’) ve ona makul bir anlam verecek yorum tarzına üstünlük tanınmalıdır. Bu ilke ile, tereddüt halinde, sözleşmeyi veya sözleşmenin bir hükmünü geçersiz kılacak değil aksine onu geçerli olarak ayakta tutacak yorum tarzına öncelik verilmelidir. Bu ilke, dürüstlük kuralına, favor negotii ilkesine ve sözleşmenin taraflarının geçersiz bir sözleşme kurmak istemeyecekleri varsayımına dayanmaktadır.
  6. Sözleşmede yer alan bir haktan vazgeçilmesine (feragat) ilişkin bulunan irade beyanları dar yorumlanmalıdır. Özellikle sözleşmenin taraflarından zayıf konumda bulunan işçi, tüketici, kiracı gibi kişiler tarafından verilen feragate ilişkin irade beyanlarının dar yorumlanması gerekmektedir.
  7. Anlamı açık olmayan hükümler, tereddüt halinde, onları kaleme alan aleyhine yorumlanmalıdır (‘’In dubio contra stipulatorem’’). Sözleşme metnini kaleme alan taraf aleyhine yorum ilkesi, tartışmasız kabul edilmekle birlikte, genel işlem koşullarında veya metni kalem alan tarafın daha güçlü olduğu ve kendi menfaatlerini düşünerek hazırladığı sözleşmeler bakımından uygulanması, buna karşılık tarafların eşit olduğu ve uzlaşarak hazırladıkları sözleşmelerde ise uygulanmaması gerektiği belirtilmektedir. Bu ilkeye genel işlem koşulları ve metni kalem alan tarafın daha güçlü olduğu durumlarda başvurulmalı, diğer durumlarda ise ancak diğer bütün yorum araçlarına başvurulduğu halde sonuç alınamadığı hallerde son çare olarak başvurulmalıdır.
  8. Sözleşmenin herhangi bir hükmünün, sözleşmenin bütününden ayrı olarak tek başına değil, aksine sözleşmenin tamamı içindeki yeri, diğer hükümler ile bağlantısı ve sözleşmenin amacı dikkate alınarak yorumlanmalıdır.
  9. Sözleşme taraflarca sözleşmede kararlaştırılmış yorum ilkelerine göre yorumlanmalıdır. Sözleşmenin tarafları bazen, özellikle uzun ve karışık, çeşitli belgelerden oluşan sözleşmelerde yorum ilkelerine yer vermekte olup uygulayıcı yorum faaliyetini yürütürken taraflarca kararlaştırılan bu yorum ilkelerini mümkün olduğunca dikkate almalıdır. Taraflar sözleşmeye konulacak bir hüküm ile, sözleşme metninde kullanılan sözcük ve deyimlerin ne anlama geleceğini belirtebileceği gibi birbiri ile bağdaşmayan hükümlerden hangisine üstünlük tanınacağını da kararlaştırabilirler. Fakat, sözleşmede yer alan bir hüküm ile, yorum uyuşmazlığına konu hükmün anlamını veya çelişkili hükümlerden hangisine üstünlük tanınacağını belirleme hakkı sadece taraflardan birine verilmişse, bu hüküm, kişilik haklarını koruyan TMK mad. 23/2 hükmüne aykırılık nedeniyle geçersiz sayılacaktır.

SONUÇ

Sözleşmenin yorumlanması faaliyeti, sözleşmeye ilişkin her konuda ortaya çıkabilecek yorum uyuşmazlıklarının ortadan kaldırılmasını amaçlayan bir süreçtir. Bu süreç yönetilirken TBK mad. 19 hükmü başlangıç noktası ve kılavuz niteliğinde olup öncelikle sözleşme taraflarının gerçek ve ortak iradeleri tespit edilerek bu müşterek iradeye göre sözleşme yorumlanacaktır. Bu müşterek iradenin tespit edilemeyebileceği durumlarda ise, sözleşme taraflarının varsayılan iradelerinin yani farazi sözleşme iradelerinin tespit edilebilmesi için sözleşmenin yorumlanmasında hâkim olan bazı yorum ilkelerinden yararlanılması gerekecektir. Hukuk uygulayıcısı, karşılaştığı yorum uyuşmazlığını bu ilkeler ışığında aydınlatacak, tarafların farazi sözleşme iradelerini ortaya çıkarmaya çalışacaktır.

Av. Yağız Büyükçolpan

Similar Posts

Bir Cevap Yazın